Özel İnsanlar



Geri Dön

Seksenli Yaşlar Üstüne Fantazi
Gültekin Yazgan

Seksen yaşında bir insanın hem kendine hem de dünyaya nasıl baktığını merak mı ediyorsunuz? Seksen yaşını aşmış bir kimse olarak kendimce anlatıvereyim.

Aslında seksenli yaşlar da öteki yaşlar gibi, yaşadığımız yılların sayısını gösteren bir sayıdan başka bir şey değil diye düşünülebilir. Nasıl düşünülürse düşünülsün, bence seksenlere ulaşmış olan kişilerde dikkat çekici bir özellik var: Seksenini dolduranlar, insan ömrünün şimdisine daha önem veriyor, şimdinin tadını çıkarmaya bakıyorlar ya da bana öyle geliyor.. Bu “şimdiye düşkünlük” seksenliğin çevresinde yaşayanlara ”bencillik” gibi görünebilir. Hiç de bencillik değildir. Sadece gününü yaşamaya önem veriştir. Öyle ya, ömrünün sonuna yaklaşmakta olduğunun bilincindedirler.

Daha önce de değindiğim üzere, yaş, yaşlanmayı yıl olarak gösterir, ama yaşlanmanın, söz gelimi, derecesini ortaya koymaz. Her seksenini dolduran insan yaşlı sayılır; ama psikolojik ve bedensel durumları birbirinden farklı olduğu gibi, yaşama bakışları da başka başka olabilir. Kimileri sadece gününü yaşamaya bakar, bunlar için yarınlar yoktur. Kimileri ise hem şimdiyi yaşamaya ağırlık verir, hem de gelecek için planlar kurar, bunları gerçekleştirmeye çaba harcarlar. Tıpkı daha genç yaştakiler gibi, bilinmeyen bir ana kadar yaşayacaklarını düşünür, kendileri için bir gelecek olduğuna inanırlar. Birçoğu da hiçbir zaman olmadığı kadar ibadete ağırlık verir, ibadethanelerden çıkmaz olurlar. Kısaca anlatmak gerekirse seksenini dolduran insanları aynı kefeye koymak olacak şey değil.

Ben ise şimdiyi yaşamaya önem vermekle birlikte geleceğe dönük planlar tasarlayan, onları uygulamaya girişen gruba giren seksenliklerdenim. Mademki ömrümüzün kalan parçasının ne zamana kadar süreceğini bilemiyoruz, öyleyse yaşamaya devam edeceğini varsayarak geleceğe yönelik planlar yapmakta hiçbir sakınca görmüyorum. Yaşamakta olanların geleceği de vardır diye düşünüyorum. Bir şeyler yapmayı tasarlamak, onları gerçekleştirmeye çaba harcıyor olmak, insanı dipdiri tutan bir etken. Böyle davranış Dünyadaki yolculuğumuzun sürmekte olduğunu anımsatıyor.

Geçmişimi unuttum mu? Hiç de değil. Geçmişte olup bitenlerin bizi bugüne ulaştırdığını biliyorum, ama tüm ömrümüzü ayrıntılarıyla ve her yanıyla anımsamamızın gerekli bir tutum olduğunu sanmıyorum; birçoğunu unutulmuşlar dosyasına atmışızdır. Ben yaşadıklarımın sıkıcı ya da üzücü olanlarını anımsamak istemem Geriye kalanlar güzel, tatlı ve olumlu anılardır.

Dikkatimi çeken şu var: Geçmişe karışmış bir durumu veya olayı zihnimizde canlandırdığımızda o sahnede görülen kişi sanki ben değilmişim gibi bir duyguya kapılıyorum. Sanki başka biri yaşamış da ben o yaşantının seyircisiymişim.

Belleğimin çağırdığı en eski sahnede bir çocuk terasta plaka döşeyen Macar işçilerini seyretmekte: O çocuk benim, ama onu yabancılıyorum. Sanki o çocuk ben değilmişim, başka bir çocukmuş gibi geliyor bana. Kişisel tarihimize karışmış birçok durumu ve olayı da tıpkı öyle anımsıyorum. Sonra da onların geçmişimin bir parçası olduğunun ayırdına varıyorum.

Belki de çoğu kişi böyle bir duyguya kapılıyordur, bilemem.

İnsan benim yaşımda olunca geçmişine karışmış, güzel olayları anımsamaya daha da meraklı oluyor sanırım. Nasıl olsa buna harcayacak bol bol zamanımız var. Tatlı anılar, güzel anılar gelsin, ötekiler belleğimizin bir yerlerinde duradursunlar.

Birde yaşlılığın özellikle benim yaşlılığımın en güzel yanlarından biri torunlarım. 4 torunum beni sevgiyle kucaklayıp dedoşum diye seslendikleri zamanki mutluluğumu hiç bir şeyle değişemem.

Yaşlılığımın benim için en değerli olayı ise hayalini kurduğum Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığının gerçekleşmesi ve benim her gün kitaplıkta geçen günlerim.

Geri Dön


İçeriğe geri dön | Ana menuya dön