Özel İnsanlar



Geri Dön

Onurlu Yaşam

“Yeni”, her zaman tercih edilen, istenendir.

“Sağlam”, eksiksiz, kusursuz, işlevi tam olan istenendir.

18.yüzyıl öncesinde, milyonlarca yıl süren vahşi yaşamın yıl ve yıl uygarlığa doğru değiştiğini, insan hakları, özgürlük gibi kavramların kabul edilmesine bakarak söyleyebiliyoruz. Özgürlük ve eşitlik istekleri yıllar sonra 1948 Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi’ni doğurmuştur. Beyanname şöyle der;

“Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.”

Bir kere daha vurgulamakta yarar var. “Dünya” değil Evrensel(Universal) Beyanname, tüm insanların hiçbir ayrım gözetmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu söyler. Anayasamızın 10. maddesi bu anlamda düzenlenmiştir. 2004 yılında bu maddeye “kadınlar”, 2010 yılında “çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler” için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz ifadeleri eklenmiştir.

İşte bu noktada, başımızı ellerimizin arasına alıp uzun uzun düşünmemiz gerekir. 1900’lü yılların başında özgürlük ve eşitlik istekleriyle yola çıkanlar ve onlara sonradan katılanların çok önemli bir bölümü, belki anayasalarına bile koyma gereği duymadan, sadece BM bildirgesini imzalamış, oldukça uzun yol almışlardır.

Aradan geçen bir asra yakın zaman sonunda, “yalnızca insan oluşlarından dolayı özgür ve onurlu yaşama hakkı”nı yeterli görmemiş, bu hakkı sağlayamamış olmalıyız ki; 10.maddenin devamında “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” hükmüne de aykırı düşmemek üzere bu ifadenin öncesine yapılacakların eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı ifadesi eklenmiştir.

BM Beyannamesini imzalamış olmamıza, Anayasamıza 10. Maddeyi koymamıza rağmen biz, neden bu noktaya geldik daha doğrusu “o” noktadan ileri gidemedik?

Siz, ellerinizin arasında başınız düşünürken, ben minicik bir pencere aralamak istiyorum.

Gelişen teknoloji, nüfus artışı, ağırlaşan yaşam koşulları, zaman kavramının öneminin artması…. daha ekleyeceğiniz onlarca şey mazeret, gerekçe olmayacaktır baştan önünüzü keseyim. Açıklayan tek kelime “bencillik” insanın kendisini sadece kendisini düşünmesi, diğer unsurları araç olarak kullanması değil mi? 10.Madde’ye “özürlüler”(engelliler) eklemesini, “bencillik” bakışıyla açmaya çalışalım. Burada en başta yazdığım iki cümleyi tekrar okumakta yarar var. Tek başına yaşayamaz, savaşa katılamaz, bir işte çalışamaz, üstüme yük kalır….. siz onlarcasını daha ekleyebilirsiniz. Bu düşünce biçimi ilkel, vahşi döneme aittir. Bu düşünceyi değiştiren “eşitlik ve özgürlük” istekleri ve bu mücadele sonunda ulaşılan Evrensel Beyanname‘dir.

Şimdi hemen çözüm aklınıza geliyor ve “eğitim şart” diyorsunuz.

Hayır! Kesinlikle hayır.

Ya da Cumhuriyetle birlikte küçük küçük 1960’lardan sonra biraz daha önem verilerek çeşitli yasal düzenlemeler yapıldı. En son 2005 yılında pek çok maddesi olan toplu yasa çıkarılmadı mı? diyorsunuz.

2005 yılında yasayı çıkaran 2010 yılında Anayasaya “ekleme” yapıyor dikkatinizi çekerim.

Çözümün başlangıcı oldukça bireysel. Unutmayalım bencillik de bireysel. Çözümü bireye indirince, hemen günlük olay taraması yaptınız beyninizde ve kendinizi rahatlatıcı pek çok “yardımcı” olduğunuz olay hatırladınız ve rahatladınız değil mi?

Bencillik devam ediyor… Madalyonun iki yüzü var ya, işte burada da bireyin bakışı hep işine gelen yüzüne bakmak olduğu için sorunlar hiç çözülmüyor, Evrensel Beyannamede yazanlar orada duruyor ve Madde 10’a sürekli ekleme yapıyoruz. “Ben yolda bir köre rastlasam hep kolundan tutar ortak gideceğimiz noktaya kadar götürürüm.” “Ayağı sakat birisini görsem elindekileri taşırım, omzumu veririm.” “Sağır dilsiz görsem yardımcı olmaya çalışırım.” ekleyin bunlara onlarcasını… İnanın bencilliğinizi kurtarmaz. Ben size bütün bunları aslında bilinç altından “sevap” dürtüsüyle, “acımak” duygusuyla yaptığınızı söylesem canınızı acıtırım değil mi? Ne diyordu İnsan Hakları? “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” Çevirin madalyonu bakın o yüzünde onur, eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam gibi pek çok kavram var. Bir mağaza açıyorsunuz. Yol ile arasında kot farkı var. Hemen beton döktürüp iki basamak yapıyorsunuz. İşte bu noktada engelli için eğimli rampa, yaşlısı, körü için tutungaç düşünüp yaptırıyorsanız, madalyonun öbür yüzüne bakmışsınız demektir. Bu örneği çoğaltabilirsiniz. “Sevap” olsun diye kendisine sormadan yükünü taşıdığınız insandan kolundan tutup sürüklediğiniz insana kadar hepsinde madalyonun diğer yüzüne bakabiliyorsanız, bakarsanız Anayasamızda 10. Maddeye eklenen o lekeleri silmemiz olanaklı olur. Ben örneği engelliler üzerinden verdim maddeye eklen “diğerleri” için de aynı değil mi?

Geri Dön


İçeriğe geri dön | Ana menuya dön